28 Aralık 2012 Cuma

çok orospu çocuğu tanıdım üç onluk hayatımda,
onlara oranla çok az güzel insan tanıdım.

ama o kadar güzeller ki,
insana en boktan zamanlarda bile gülümseme fırsatı veriyorlar.

CANLAR CAAANNNN ;)

25 Aralık 2012 Salı

25 Kasım 2012 Pazar

ne duvar örmüşüm yüreğime
kendim bile şaşıyorum artık.
kim ne ettiyse yıkamıyor duvarı
kazmayla girişen mi istersin bombayla patlatan mı
en son tankla girecekler diye bekliyorum ama nasıl bir duvar attıysam
vız dedi bugüne kadar
tamam dışarıdan girmek isteyene engel de
içeriden çıkmak isteyen bana neden engel.
hayır salaklık da ben de içeriden gizli bir geçit yapsana dışarıya açılan
ya da zayıf bir nokta bırak
koy tekmeyi yıkılsın.
malzemeden çalmamışım iyice anladım.

bazen duvara yaslıyorum kulağımı dinliyorum dışarıyı
arada güzel bir ses geliyor kulağıma
buradayım ben, bekliyorum diyor
cevap veremiyorum susuyorum, kaçıyorum hemen duvarın yanından

bu duvar yıkılmaz ne içeriden ne dışarıdan
bari bakım yapıp sağlamlayalım

cemaaallll çimentoyu getir !

17 Kasım 2012 Cumartesi

ben yine karşımdakinden korkmaya başladıysam
dönüp arkamı yine yalnızlığa doğru yol alma vakti gelmiştir...
yapamıyorum, birine bu kadar alışmayı göze alamıyorum.

4 Kasım 2012 Pazar

kullanılmış hayatları yaşıyoruz
kimisi az kullanılmış kimisi çok
kimisi temiz kullanılmış kimisi harap olmuş

bizim olmayan zamanları yaşıyoruz
kimisi çok hızlı kullanılmış kimisi çok ağır
kimisi doğru harcanmış kimisi boşa

ait olmadığımız dünyalarda yaşıyoruz
kimisi zorla sokuldu kimisi koşarak gitti
kimisi bilemedi kimisi bilerek düştü

bundandır şikayetimiz varlığımızdan. öyle yani haydi ben gittim

seracettin akşam kahveye gecerken al beni de

26 Ekim 2012 Cuma

bir kelime sen yazsan
bir kelime ben
bir hikaye yazsak
yaşanması gerekmiyor
olasılığı yeter..

ben... şey....
sadece...
neyse...
ya....boşver...
hiç....

seni seviyorum...

,

yanağımdan akan tek bir göz yaşındadır yaşamım...

22 Ekim 2012 Pazartesi

ay darlandım

zorlama tümcelere gerek yok
hissiyatsızlığımın tavan yaptığı bu dönemlerde
ne olduğumun bile farkına varamadığım anlar yaşıyorum.
tepkisizlik fena bir durum
üzülmemek, sevinmemek, kızmıyorum bile çoğu şeye
benim gibi kronik agresif bir insan kızmıyor.
işte bu durumun vehameti açısından ip uçları veren bir olay.

aslında düşününce hani şu dönemde olmadığını düşündüğüm bir çok hissiyatın,
aslında hayatımdan çok uzun zaman önce çıkmış olduğunun da farkına varıyorum.
en başta da özlem adı verilen insanların eksikliklerini hissettikleri şeylere karşı duyulan duygu durumu (peeeh ne acıklama oldu be ama oldu beğendim )
sebebi de yok bu hissiyatsızlıkların. yani sebebi derken dayandırabileceğim bir temel yok. bir olay bir kişi ne bileyim öyle bir şeyler işte.
yok arkadaş bu adam da böyle. tanrı böyle işçilik yapmış.
üzülmem, özlemem, acımam, affetmem...
ama özümde iyi insanım ha.
neyse yeter bu kadar saçmalama gittim.


sevda naber kız ;)

beklenti...


biraz yağmur,
biraz şarap,
biraz müzik,
biraz sen,
biraz ben,
biraz aşk...




sefa usta az kuru az pilav biraz da cacık...

24 Eylül 2012 Pazartesi

iki nokta yanına parantez

ben baktım
sen güldün
sonra ben utandım
sen yine güldün
sonra ben de güldüm
sen yine güldün
sen hep güldün
sen hep gül... :)

uydurma bir filmin dayaklık figüranı

iyi kız ile onun kötü hayatı gibiydi aslında yaşadıklarımız
senin tüm iyiliğinde ben hayatın kötü rolünü yüklenmiştim sanki
sana hain jön kahkahalarıyla cevap verdim kimi zaman
ama aslında o benim sadece üstüme atılan rolümdü
lakin sen nereden bileceksin ki işin rolünün bende olduğunu :)

hani senin gazozuna atılan o ilaç var ya,
aslında o yönetmenin işiydi benim bir suçum yok
zaten hiç bir şey de olmadı
bütün hepsi kurguydu.
senin tüm yasadıkların, 
uğradığın ihanetler, çektiğin çileler vesair
hepsi o yönetmenin işi.
gerçi şu da var sen filmin sonunda esas oğlanla,
pembe hülyalara dalacaksın
bense o jönden yediğim sopayla kalacağım.
sen yaşadığını aşk zannedeceksin
bense herşeyin o yönetmenin işi olduğunu bilerek
aklım sende kalarak evime gideceğim gözümdeki morlukla.

sen yarın yine aynı jönle bir başka senaryoyu çekeceksin,
bense başka bir sette başka bir jönden dayağımı yiyeceğim
aklım sende kalarak...

birgün bir başka filmin bir başka setinde yine senin için dayak yemenin düşüncesi de güzel.
nuri karbonat getir midem kötü

takıntılı fotoğraf 2

öyle bakakaldım yine o fotoğrafa.
öylesine temizdi ki yüzü
öylesine iyiydi ki gözlerinden yansıyan...
oysa ki ne de çok yanlış görmüşlerdi o yüzü
ne de çok yıpratmışlardı...

başkalarının iyiliğini düşünürken
kendine öyle bir yabancılaşmıştı ki
kendinden korkar oldu insanlar için...
gözlerinde her daim gülümseme tuttu insanlar için
biraz derinine inince tüm o gülümsemesine rağmen
inceden akan göz yaşlarını görebilirsiniz.
tabi böyle bir yeteneğiniz varsa
yani hayatınızda kendinizden başka bir insanın
ne hissettiğine bakabildiyseniz görebilirsiniz ancak.
o da zor be....

bir önceki yazımda demiştim ya
ah keşke söyleyebilsem de resmini koyabilsem diye
evet bu akşam söyledim ve eminim koymak istesem müsade eder
ancak artık ben koymam o fotoğrafı.

istemem ki kendi boş düşüncelerinizle anlamlandırıp,
"bu mu lan" diyesiniz,
bir fotoğrafa bakarken hayatınızı soyutlayıp bakabileceğiniz zaman gelin söyleyin
ben de diyeyeyim ki işte bu fotoğraf (tabi müsadesini alıp)

haydi siz gidin canon ya da nikon alıp bin küsür teleye feysbuk fotosu cekin şuursuzca.
bense o fotoğrafın cekildiği aletin ne boyutta olduğuna bile bakmadan gülümseyeyim "O"na...


necati cay ver.

11 Mayıs 2012 Cuma

başlıksız. zaten başlığa ihtiyac yok hersey ortada

Suskunluğum sendendir yar
Ellerinin yokluğundandır
Nefesini hissedemememdendir
Adının bana yasak olmasındandır....

3 Mayıs 2012 Perşembe

takıntılı fotoğraf

bazen bir fotoğrafa takılıp kalıyorum. saatlerce bakasım geliyor
çoğunlukla da ne kadar süre baktığımı bilmiyorum.
neden bu kadar kendimi kaybediyorum o fotografa bakarken bilmiyorum
fotoğrafın sahibi benim neyim oluyor ki?
sadece ismini bildiğim bir insan.
ama fotoğraf sanki yıllardır en yakınımda olan bir insan gibi hissettiriyor.

kimi zaman o fotoğrafı zihnimde bütün hale getiriyorum. mesela önünde bir piyano ve calıyor. huzurlu mutlu bir sekilde dinliyorum onu.
kimi zaman da kendimi ona şiirler okurken buluyorum ve o beni dinliyor memnun bir sekilde.

oysaki o kadar yabancı ki bana, ama bir o kadar da yakın...
ah bir cesaret edebilsem de böyle birseyi ona söyleyip izin isteyip o fotoğrafı buraya koyabilsem. hak vereceksiniz bana eminim.
ha bu arada aşıksın gibisinden filan düşünceleriniz olmasın sadece bana huzur veriyor o kadar.
garip.. hatta sacma. çok saçma. neyse...

11 Nisan 2012 Çarşamba

SİYAH ULAN SİYAH!

benim yollara kızgınlığım sevdadandır
ne an oldu ki gönlüme ateş düşer
anlarım ki bir sevda daha yola teslim olur
o ortasından bembeyaz bir çizgi geçen simsiyah yollar bir aşka daha engel olur
Beşiktalılığımız'dan mıdır nedir sevdaya bir türlü izin veremez hayat
araya hep SİYAH BEYAZ girer.

hayatın deli mevsiminde dedik önce SİYAH BEYAZ
tam durulduk karsımıza cıktı yine SİYAH BEYAZ

ama biz hep günahı başka şeylerde aradık.

bazen şeytan der iki kadehten sonra "yolsa yol ulan bırak herşeyi geride yürü"
ama orada bile SİYAH BEYAZ var. SİMSİYAH isyanını dile getiren BEMBEYAZ rakı var.

bak işte yine SİYAH BEYAZ'a vurdu sandal...

yoldan geldik nerelere saptı yine lafımız. hep böyle değil miyim aslında ben neyseee

yol ıraktır yol soğuktur yol özlemdir yol tükenmektir.
sevdanın içinde yola müsade yoktur.
sevdiğinin elini tutmana engeldir o yollar
kokusunu çekemezsin içine
sıcaklığını hissedemezsin

hani demiş ya atalar gözden ırak olan gönülden ırak olur
ha böyle işte yollarla sevdayı yaşamak
düşlerde yaşarsın aşkı o SİYAH BEYAZ yollar girmişse arana
düşler de bir yere kadar ayakta tutar sevdayı

sonu ise yine SİYAH BEYAZ'a çıkar
BEMBEYAZ sevdanın SİMSİYAH hasreti...

bu sarkı da bu saçmalamaya yakışır


selami... yok birşey

9 Nisan 2012 Pazartesi

8 Nisan 2012 Pazar

araklama

"aşık olunca kalp durur,kan gitmez.. Şarap o kanın yerinin doldurur..Sen şarap olursun, şarap sen olur.. bu döngüde devam ederiz..sen bu gece bana "çok içtin" dedin yaa..ben seni içiyordum aslında,günlerdir, aylardır sen geçersin damarlarımdan ama sen bilmezsin" demişşş gereksiz bir düşünür..


şeklinde bir araklama tabi izinle

6 Nisan 2012 Cuma

bazen hayattan ikinci bir şans isteriz hepimiz
bu şans bazen bir kaç yıl öncesini kapsar, bazen bir gün öncesini bazen de bir an öncesini
benim isteğim ise herşeyin en başına dair. hani en baş dediysek de kundakta bebekliğe dönmeyelim
hayatımızın şekillendiği o 14-15 yaşlarına dönsem ne güzel olurdu. herşeyi şekillendirmek için yep yeni bir şans olurdu. ama en güzeli de o insanları tekrar yaşamak olurdu.
hadi bunun ikinci bir şans olmasını değiştirelim bir günlüğüne de olsa istediğimiz bir zamana gitmek yapalım.
şöyle bir düşünelim ve bir günlüğüne de olsa herşeyi arkada bırakıp gideceğimiz bir gün seçelim.

benim tercihim öğle arasında okulun kırıldığı ve dostlarla geçirilen bir çarşamba öğleden sonrası.
özellikle çarşamba olmasının bir amacı yok içimden öyle geldi.
dostlarla geçirilmiş bir bahar öğleden sonrası. konuşacak kim bilir neyimiz olurdu? ama ben susmayı tercih ederim. konuşarak zaten az olan zamanı harcamanın gereği yok. 
o yıllarım Edirne'de geçtiği için sanırım Meriç nehri kenarında bir yürüyüş çok şahane olurdu.
muhtemelen de bir şişe şarap ya da bir kaç bira alırdık. çok içmeye gerek yok az olsun bizim olsun.
şarkı da söylerdik. derin mevzulardan bahsederdik heralde. malum ergenlikte insan dünyaya bile kafa tutuyor.
aşktan bahsederdik yüzlerimizde alkolün verdiği sıcaklığı hissetmeye başladığımızda. utangaç bir hal alırdık.
bizim o yaşlarımızda şimdiki gibi kolay değildi aşkı dile getirmek. utanırdık en samimi dosttan bile.
saatler geçtikçe yüzümüz düşerdi vaktin dolduğunun farkındalığıyla. 

ütopik umutlarla en azından o günlerin hayallerini bile yaşamak güzel. 

ya yine mi karaladın gömleğimi :)

30 Mart 2012 Cuma

"çok geç"

konu aşk ise geç olup olmadığına nasıl karar veriyoruz?
nedir bizi "artık çok geç" demeye iten?
neyin kaçışıdır bu?
tonla soru çıkartabiliriz uğraşsak ama hepsi aynı kapıya çıkar:
"çok geç" ...

aşk için nasıl çok geç olabilir ki? bunun saati yok, mevsimi yok, son kullanma tarihi yok.
ama ağzımda aynı laf. "çok geç"

bazen düşünüyorum verdiğim kararları, uyguladıklarımı, amacımı.
ne kadar başarılı veya başarısız olduğumu düşünüyorum
cevap yok. yol aynı söze çıkıyor "çok geç"

tamam belki de ben kaçıyorum ben geciktiriyorum ben öyle olsun istiyorum ben öyle diyorum
herhalde "çok geç" olmayan tek şey özleyişim...asırlardır süren bu bitmeyen özlem hayatımın hala en taze durumu.

aşkı erken yaşadığımız için sevgili artık "çok geç" sarmalamak için hayatı.

çok.... geç....mi?

13 Ocak 2012 Cuma

öylesine bişiler



Küçüktüm o yıllarda. Her ne kadar iki onluk da olsa miadımız gene de küçüktüm işte. Farkına varamıyordum kalbimin ne kadar büyük acılara gebe olduğunu ve benimse buna hiç mi hiç hazırlıklı olmadığımın. Ama insan farketmiyor işte ne kadar çocuk olduğunun. İki bira içince arenaya çıkmaya hazır gladyatör oluyordu ruhlarımız. Üçüncüde ise gözleri buğulanmış çocuk.
Ve bu zamanlarda düşer aşk kalbe. “aa ne güzel kız” dersin, sonra bir sabah gözlerini açtığında bir bakmışsın yanında. Yanlış anlaşılmasın bunu kız tavlamak filan babında söylemiyorum, aradaki zamanın nasıl geçtiğini anlamamaktan bahsediyorum, neyse…
O andan itibaren büyüme başlar çocuk yüreğinde. Bir avuç kalbe sen zor sığarken, artık bir insana daha yer açman gerekir ve açarsın. Bambaşka başka bir hayatın vardır artık. Güzeldir de…
Kalbin bambaşka atar sesin bile değişmiştir, konuşma şeklin, kullandığın kelimeler, oturman kalkman içmen sıçman gülmen ağlaman… hayatın bu döneminin adını mutluluk koyarsın çünkü mutlusundur. Sevdiğinin eli elinde kaybolduğunda, dudakları dudaklarına değdiğinde, kokusunu derin derin içine çektiğinde bu mutluluğun bir an bile sona ermesinin korkusuyla hayat o an dursun istersin.
Hayat iki kişiliktir artık. Sabah kalktığında iki kişisindir, yatarken iki kişisindir yemek yerken, eğlenirken, gezerken tozarken iki kişiliktir, sıkıntıda iki kişiliktir ağlarken iki kişiliktir kavgada bile iki kişiliktir. Attığın her adım iki kişiye aittir.
Büyüdüğünü düşünürsün artık. Sorumluluk sahibi bir insansındır artık. Tabi sana göre.  bu zamandan sonra kabustur bu hayatı kaybetme korkusu. Çünkü tek başına yapamayacağını çok iyi biliyorsun. Kabus başlamıştır. Korkun hayatına hükmetmeye başlamıştır. Bu andan itibaren dünyanın en yalnız insanısın arkadaşım hayırlı olsun. Hiçbir şey toparlayamaz seni.
Çünkü kaybetme korkusu dolanırken hücrelerinde, sen elindekini daha da bir sahiplenmeye başlayacaksın. Hani o iki kişilik olan hayatınız var ya, o artık tek kişilik ve sadece sana ait. İki kişilik düşünmeler teke düşer, konuşmalar teke düşer uzatmaya gerek yok hayatında iki kişilik ifade eden her şey teke düşer. Sen her şeyi tek başına halletmeye çalışırsın kaybetmemek uğruna ama işte bunlarla kaybettiğinin de farkına varmazsın. Ve bu yüzden de ayrılıkların açıklaması yoktur. Çünkü bu durumları baştan ifade edebilecek kelimelere hayatında yer yoktur.  Lan olsa da görmezsin zaten.
Kendini ifade edemezsin artık. Hayatın anlayamadığın bir panik havasındadır. Sürekli hata yaparsın. Herkese, her şeye karşı hata yaparsın. Kaos hüküm sürer gününde gecende. Ama suç hiçbir zaman sende değildir aslan parçası. Yavaş yavaş, kanata kanata hayatın eksilmeye başlar artık. Uğraşma engel olamazsın.
Sana bakan gözler değişmektedir artık. O tuttuğun eller soğuktur, öptüğün dudaklar kuru… nasıl bir sabah uyandığında yanında onun olduğunu farkettiysen, bir sabah gözlerini açtığında onun olmadığını dolan gözlerinden anlarsın.  Konuşmaya çalışma sakın zira kelimeler de terketti seni. Susman herkes için en iyi seçim şuanda.
Hayatın bu anları saçmalama zamanlarıdır. Yaptığın herşeyden muafsın. Laf dinlemezsin çünkü. Haa içmeyi abartmazsan senin için daha iyi olur.
Gene başladım ben saçmalamaya sonuca mı bağlasak ne yapsak diyeceğim ama sonuç ne sonucu olacak ki. Daha kendini yaşayamadan aşka bulaşmanın saçmalamasını yaptım işte. Bu satırlardan istediğin dersi sen çıkart.
Tüm samimiyetimle şunu söyleyebilirim ki, eğer ortada AŞK varsa bunun bitmesine sebep olan erkeklerdir. Çünkü “çok seviyoruz be abi”. Olması gerektiği gibi sevmeyi öğrenemiyoruz.  İşte bu bizim daha ne kadar küçük olduğumuzu da apaçık ortaya koyuyor. Bir çocuğun oyuncaklarını sahiplenmesi gibi sahipleniyoruz aşkı ve bir gün oyuncakların gittiği gibi aşk da gidiyor elimizden. Yaş üç onluk hatta dört onluk bile olsa mevzu bahis aşksa her erkek çocuktur. Bu kötü bir şey mi? Aslında hayır. Kötü olan bu çocukluğu bitirmeye kalkmak. Büyümek bitirir aşkı büyümek…
Küçükken her şeyi olması gerektiği gibi yaşarsın, ama büyümeye kalkarsan her şeyi istediğin gibi yaşamaya kalkarsın. Aşkta büyümeye yer yok, olması gerektiği gibi yaşa ve mutlu ol. İşte bu kadar basit.
Hayatın bu döneminin adı da akıllanmak… bu akıllanma hep geç olur. Bu yüzden siz tahammül kitleme bir naçizane sözüm olsun;
Yarış bitince ganyan basılmaz.

Necmi n’oldu bizim sahlepler? Gelirken jengayı da getir muharremin bi aklını alayım.
Dipnot: Suat Suna’yı severim. Soner Arıca’yı da severim.